Kur'an-ı Kerim ve Sünnet Işığında Ahlaki Yükümlülük Felsefesi
Anahtar Kelimeler:
Yükümlülük- Ahlak- Kur'an-ı Kerim- Peygamber'in SünnetiÖz
Ahlaki felsefeler ve dini tasavvurlar, insan davranışlarının üzerine inşa edildiği ilkeler ve temelleri şekillendiren başlıca çıkış noktası olarak kabul edilir. Bu ilkeler, insanın hayata ve çevresindeki dünyaya bakış açısını belirler. İnsan, tarihinin başlangıcından beri, kendisini ve çevresini anlama çabası doğrultusunda doğru davranışa giden yolu aramıştır. Bu bağlamda, felsefi teoriler bu tartışmada kendilerine bir yer edinmiştir. Bu teoriler, özellikle ahlaki yükümlülük ve değer ölçütleri konusunda sıklıkla çeşitlenmiş ve zaman zaman birbiriyle çelişmiştir. Zira insan davranışı bir temele ihtiyaç duyar ve bir eylemin bağlayıcılığının kaynağının ne olduğu bilinmelidir.
Bazı düşünürler bu bağlayıcılığın, doğanın insanın içine yerleştirdiği eğilimlerden kaynaklandığını savunmuş ve bunu Jean-Jacques Rousseau “vicdan” kavramıyla ifade etmiştir (dini anlamda değil). Diğerleri ise bir davranışın ahlaki doğruluğunu belirleyen şeyin, ondan elde edilen fayda ve haz olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bu görüşü eski çağda Epicurus, modern dönemde ise Jeremy Bentham ve John Stuart Mill savunmuştur.
Semavi dinlere gelince, onların ahlak anlayışı seküler felsefelerden farklıdır. Burada özellikle İslam dinine değinmekle yetineceğiz. İslam’da ahlaki yükümlülük anlayışı, farklı teşrî kaynakların çeşitliliğine bağlı olarak şekillenmiştir. Birincil kaynak olan Qur'an, eylemler ve onların bağlayıcılığına dair pek çok temel metin içermektedir. Aynı şekilde Sunnah da bu yaklaşımı sürdürür. Bu iki kaynak, bazen akıl ve vicdanı, bazen de hikmeti ahlaki yükümlülüğün temeli olarak görür.
Bu çerçevede, bu makale Batılı filozoflar açısından ahlaki yükümlülük konusuna kısa bir bakış sunmayı amaçlamaktadır. Ardından, temel eksene odaklanarak Kur’an ve Sünnet’in insan eylemlerine ve onların ahlaki değerine dair ortaya koyduğu ahlaki yükümlülük biçimleri ve türlerini ele alacaktır.
Referanslar
